19 Haziran 2017 Pazartesi

DİJİTAL IQ DÜŞÜYOR-ARAŞTIRMA SONUÇLARI

GELECEĞE NE KADAR HAZIR SINIZ?

DİJİTAL IQ DÜŞÜYOR

PwC, dijitalleşmenin etkilerini 2007’den beri yaptığı Dijital IQ Survey isimli araştırma ile 10 yıldır ölçüyor. 2017 Global Digital IQ Survey Araştırmasının temelini oluşturan ankete Türkiye dâhil 53 ülkeden 2.216 yönetici katılmış ve on 10 yılda, dijitalleşme konusunda şirketlerin bakış açısının nasıl değiştiğine dair önemli bulgular ortaya çıkmış.

%49
Türkiye’de %21
CIO’ların üç yıl içinde inovasyon gibi konuların asıl sorumlusu haline geleceğini düşünüyor.

              

                                               

%52
Yöneticiler, şirketlerini yüksek Dijital IQ’lu olarak değerlendiriyor. Bu oran 2016’da % 67, 2015’te ise % 66 idi.
%42
Türkiye’de %43
nesnelerin internetini (IoT) iş modelleri için yıkıcı bir etken olarak görüyor.

 

 

%73
Türkiye’de %62
nesnelerin internetine (IoT) bugün yatırım yapıyor.                         
%80
Türkiye’de %71
kurumun dijitalleşmesi için fırsatları belirlemenin inovasyon sürecinin en kritik parçası olduğu görüşünde



%82
En iyi performansa sahip şirketlerin %82’si dijital teknolojiyi çevreleyen insan tecrübesine dikkat ediyor.


Şirket liderleri dijitalleşme konusundaki bazı yetkinliklerini önemli ölçüde ilerletti ancak, bazı alanlarda neredeyse hiçbir ilerleme yok.

Çoğunluk dijitale yatırım yapıyor. Ankete göre yöneticilerin %70’i müşterileri ve çalışanları etkileyecek yeni teknolojilere odaklandıklarını belirtiyor.

İnsan deneyimine ise yeteri kadar odaklanılmıyor. Liderlerin çok az gelişim gösterdikleri konular arasında en önemlisi dijitalleşmede insan deneyimine yeteri kadar odaklanmamaları olduğu görülüyor.

Çoğunluk önce kazanca odaklanıyor. Yöneticilere bu yatırımlardan ne bekledikleri sorulduğunda ise % 57’si kazançlarını arttırmasını beklediklerini söylüyor.

İnsan deneyimine odaklanma ciddi oranda düşüyor. Dijital gelişmelerin insanlar üzerindeki etkisine odaklanıp daha iyi bir müşteri veya çalışan deneyimi beklentisinde olan yöneticilerin oranı ise giderek düşüyor. Bu oran 2016’da % 25 iken 2017’de % 10’a düşmüş.

Rapora göre bu cevaplar, aynı 10 yıl önceki gibi yöneticilerin öncelikle kâra odaklandıklarını, insan deneyimini ikinci plana attıklarını gösteriyor. Bu durum şirketlerin Dijital IQ (Firmaların dijital teknolojilerden değer elde edebilmeleri için sahip oldukları yetkinliklerin ölçüsü) ’sunun düşmesine sebep oluyor. Çünkü, dijital IQ’yu artırmak için en kritik bileşenleri; dijital yatırımlardan değer yaratmak ile çalışanlar ve müşteriler için yüksek kalitede kullanıcı deneyimi geliştirmek olarak sıralanıyor.

CIO’LARIN da SÖZÜ GEÇİYOR

IT departmanlarının başındaki liderler olan CIO’lar, on yıl öncesine göre bugün daha stratejik bir konumdalar. Şirketlerin büyük çoğunluğunda dijital strateji ve teknoloji yatırımları konusunda CEO ve CIO’ların sözü geçiyor.

LİDERLİK TARZLARI DEĞİŞMELİ

Bu veriler bize neler söylüyor?

1-Tüm çalışanların katkı ve desteğini alın. Dijitalleşme süreci sadece IT departmanı ile yürütülemez, Dijital IQ’yü yükseltmek için süreçlerin yanı sıra yönetici ve çalışan kadrolarının yetkinlikleri de bu yönde güçlendirilmelidir.  

2-Çalışan yetkinliklerinizi gözden geçirin. Dijital dönüşümün tam olarak hayata geçirilmesi için yöneticilerde ve çalışanlar da farklı yetkinlikleri geliştirmek ve güçlendirmek gerekli. Bunların başında gelişime ve değişime açıklık, işbirliği geliştirme, takım halinde çalışma, yenilikçi düşünme, liderlik ve duygusal zeka geliyor.   

3-Yöneticilerin liderlik tarzını güncelleyin.

Dijital yatırımına üst düzey yönetici katılımı son 10 yılda artmış olarak görülüyor ancak üst düzey yöneticilerin büyük bir kısmı değişim sürecinde değişime etken olmaya geldiğinde geride kalıyor.

Şirket genelinde kültürel bir değişim yapılacaksa tüm çalışanların desteğini almak çok önemli, aksi halde yaşanabilecek bir direnç tüm yatırımları etkisiz kılacaktır. İşte bu noktada geleneksel liderlik tarzı olanların tarzlarını acilen değiştirmesi gerekli. İşte bu noktada değişim liderliği öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken yetkinliklerin başında geliyor. Hatta belki de birden farklı liderlik modelini aynı anda yürütmeniz gerekecektir.

4-Müşteri deneyimini önemseyin. Teknolojiyi kullanacak müşterinin ve çalışanların birer marka elçisi haline gelmesi önemli bileşenlerden biridir. Artık teknolojiyi kullanan, işi bilen ve eğitime sahip kişinin aynı kişide toplanması gereken farklı bir dönemdeyiz. Dijitalleşme döneminde şirketin çalışanlara ve müşterilerine bu deneyimi yaymak konusunda önceliklerini ve eğitim yatırımları gözden geçirilmeli.


Meral Dal- Gelişim Gezginleri Kurucu, Eğitim Danışmanı,  Liderlik Koçu (AC,PC)

3 Haziran 2017 Cumartesi

Güçlü Yönlere Odaklanmak Performansı % 36 arttırıyor

Gallup tarafından yapılan bir araştırmaya göre güçlü yönleri takdir edilen çalışanların kuruma bağlılıkları ve katkıları daha fazla.
Güçlü yönlerinin farkında olanlar % 8 daha üretken olurken, her gün güçlü yönlerine odaklanan takımlar % 13 daha üretken oluyor ayrıca çalışan sirkülasyonu da % 15 azalıyor.
Aynı araştırmaya göre güçlü yönlerini işinde her gün kullananlar, şirketlerine 6 kat daha fazla bağlılar.
Bunu sağlayan şey nedir?
Güçlü yanlarını kullanan insanlar için iş daha kolaydır,  doğal bir şekilde yaparlar ve daha tatmin olurlar. Sadece işlerini yapmak bile onlara sunulan maddi ödülden daha büyük bir ödül alıyor hissi yaşattırır, daha da fazlası için kolaylıkla yola devam ederler, dışarıdan zorlama olmadan.
Güçlü yanlarınızı kullanıyorsanız, daha iyi olmak ve daha yükseklere çıkmak için içinizde Sizi zorlayan bir şeyler hep vardır.
Corporate Leadership Council’ın 1.500 kişi üzerinde yaptığı araştırmaya göre de yöneticiler kendilerine bağlı çalışanların zayıf yönlerine odaklandıklarında çalışanların performansları % 27 düşerken, güçlü yönlerine odaklandıklarında ise %36 artıyor. Çok önem verilmesi gereken yüksek bir oran değil mi? 

Güçlü yanları geliştirmek üzerine özel tasarım eğitimler düzenliyoruz ve birebir gelişim çalışmalarımız var, tüm bunlarda şunu fark ediyorum; eğer güçlü yanlarınızı kullandığınız bir iş yapıyorsanız, işinizle aranızda farklı bir duygusal bir bağ oluşuyor, işin sizin için anlamı var ve farklı, daha cesur oluyorsunuz, kendinize güveniniz daha yüksek ve yabancıların 'challenge' dedikleri 'meydan okumayı' yaşayarak diğerlerinden her zaman fark yaratıyorsunuz. İşte bu duyguyu sürdüren işyerine de ölçümlerin dediğine göre 6 kat daha fazla bağlanıyorsunuz. 

Acaba biz güçlü yanlarımızın ne olduğunun ne kadar farkındayız? 
Gözlemim, çoğunlukla farkında değiliz, farkında olsak bile onunla özel ilgilenmiyoruz, hep zayıf yanlarımızı geliştirmek için uğraşıyoruz, çünkü güçlü yanlarımızı daha da nasıl güçlendirebiliriz? cevabı çok iyi bilmiyoruz. 

Bu yazıyı okuyan Sizlere soruyorum;
Yönetici iseniz, çalışanlarınızın güçlü yanlarını ne zaman gözden geçirdiniz? Güçlü yanları geliştirmek üzerine özel ölçüm ve çalışmalarımızdan destek alabilirsiniz, lütfen bizlere ulaşınız. 

İnsan Kaynakları iseniz, çalışanlarınızın güçlü yanlarını fark ettirmek ve kullandırmaya yönelik neler yapıyorsunuz? 

Ve siz, işinizde güçlü yanlarınızı ne kadar kullanıyorsunuz?

Belki de aradığınız bazı soruların cevaplarından bazıları buradadır... 
Sevgilerimle.
Meral Dal
Kurucu, Gelişim Danışmanı, 
Professional Executive Coach (AC,PC)
Gelişim Gezginleri 

19 Temmuz 2015 Pazar

SEVGİNİN DİLİ


Türk sinemasının başyapıtlarından biri sayılan 1977 yapımı, “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin ünlü final sahnesinde Türkan Şoray şu replikle kendi sevgi dilini açıklar;
- sevgi neydi?
- sevgi iyilikti, dostluktu, emekti…
diyerek ve çok sevdiği, tutkulu büyük bir aşk yaşadığı erkek yerine, aşık olmadığı halde ilişkisine çok emek veren erkeği kendisine eş, çocuğuna da baba olarak seçer.

Gerçekten hangi karakterin sevgisi daha fazla bilemeyiz ama dikkat edin seçim sevginin derecesine göre değil, onun nasıl gösterildiğine göre yapılmaktadır.

Çoğumuz seçimlerimizi benzer yaklaşımla gerçekleştiriyoruz. Bize gösterilen sevgi davranışı kadar sevildiğimizi anlıyor, seviyor veya sevmiyor diye saptama yapıyoruz.

5 farklı sevgi dili var, Garry Chapman, mutluluk yolunu arayanlara ‘5 Sevgi Dili’ni şu şekilde özetliyor.

1-Onaylama sözleri:
Sözlü iltifatlar veya takdir sözleri sevgiyi güçlü şekilde iletir. “çok hoş görünüyorsun, yemek çok lezzetliydi, ellerine sağlık, seni seviyorum vs”. cümlelerinden kim hoşlanmaz ki?

3 tip onay sözü var:

1- Cesaret verici sözler: Duyguları sezinlemeyi ve dünyayı eşinizin gözüyle görmenizi sağlar.  “ ellerine sağlık, sana güveniyorum vs”
2- Sevecen sözler: Seni seviyorum kelimesi buna bir örnek, bu tür durumlarda da eşiniz genellikle sesinizin tonuna yüklenmiş olan mesajı yorumlayacaktır. Kullandığınız kelimeler yeterli değil, konuşurken tavrınız ve ses tonunuz da çok önemlidir.
3- Alçakgönüllü sözler: Ricalarda bulunmak, takdir edilmek iletişime yön verir ve kişinin kendisinin önemli olduğunun hissini verir.

2-Armağan alma:
Sevginin görsel ifadesi armağanlardır. Pahalı olmasına gerek de yoktur. Bazen bir tatlı söz, bazen bir öpücük, bazen bir akşam yemeği, bazen de çiçekçiden alınmış bir tek kırmızı bir gül  yeterli olacaktır.
Ayrıca armağan; verdiğiniz kişide sizi de hatırlaması ve unutmaması ihtimalini verdiği için, ilişkiniz ve sevginizin de hatırlanacak olması yönünden çok önemlidir.


3-Fiziksel temas
Fiziksel temas ilişkide sevgiyi iletmek için güçlü bir araçtır. Fiziksel temas 2 ye ayrılır.
Örtülü temas: Vücudunuzu çaktırmadan sürtmek, elini omzuna koymanız.
Aşikar temas: Bilerek temastır. Masaj, el elele tutma vs.

4- Kaliteli zaman
Kaliteli zamanda bütün dikkatimizi kiminle berabersek ona vermemiz gerekmektedir. Kanepeye birlikte oturup, beraberce tv izlemek değil, gerekirse televizyonu kapatıp, tüm dikkatlerimizi toplayıp, birbirimize bakmamız, birbirimizle konuşmamızdır.

Kaliteli zamanda;
a) Birliktelik: Bedensel yakınlık demek değil, odaklanmışlıkla ilgili bir şeydir,  dikkatimizi vererek kurduğumuz ruhen yakınlık ve birliktelik demektir.
b) Nitelikli sohbet: 2 kişinin deneyimlerini, düşüncelerini, duygularını ve arzularını dostça ve rahatsız edilmeyecekleri bir ortamda paylaştıkları, anlayışa dayanan diyalogdur.

Nitelikli Sohbet ve Kaliteli Zamanda Dikkat Edilecek Hususlar:
1-Eşiniz konuşurken göz temasını sürdürün.(Eşinize tüm dikkatinizi verdiğini anlatır.)
2-Eşinizi dinlerken başka bir şeyle meşgul olmayın .(Başka bir şey yapmayın.)
3-Duyguları dinlemesini öğrenin. (Haklı olduğunuz belli olacaktır.)
4-Vücut dilini gözlemleyin. (Sıkılmış yumruklar, titreyen eller, gözyaşları.)
5-Sözünü kesmeyin. ( Araştırmalar bir insan en fazla karşısındakinin sözünü kesmeden yalnızca 17 saniye dinlediğini göstermektedir.)

c) Konuşmayı öğrenmek:
Eşinizle konuşmayı öğrenmeniz gerekmektedir. Mümkün olduğu kadar da eşinizle sohbete girmekten kaçınmayın. 2 kişilik tipi vardır 1. Ölü deniz: Bilgisi vardır ama paylaşmak istemez, suskundur. 2. Çağlayan Çayı: Gözden veya kulaktan her ne girerse ağızdan dışarı çıkar, her gördüğünü ve işittiğini anlatır.

d) Nitelikli faaliyetler:
Birinizin veya her ikinizin ilgi duyduğu her şeyi içerir.
Vurgu ne yaptığınız üzerinde değil, neden yaptığınız üzerindedir. Amaç birlikte birşeyler yapmak ve bu yaşantıyı “bana değer veriyor” İmajını vermektir.

5-Hizmet davranışları:
Hizmet davranışları ile eşinizin, yapmanızdan hoşlandığı şeyleri yapmayı kastediyorum. Ona hizmet ederek, onun için bir şeyler yaparak ona sevginizi ifade edersiniz; yemek pişirmek, masayı hazırlamak, bulaşıkları yıkamak, evi süpürmek, çöpleri dökmek, bebeğin bezini değiştirmek, odayı boyamak, ütü ütülemek vs. bu gibi durumlarda kişi kendisinin sevildiğini, kendisine ve ortamına hizmet edildiği zaman anlar. Ricalar sevgiye yön verir ama talepler sevginin akışını durdurduğu için isteklerinizde rica etmeyi ihmal etmeyiniz.

İşte hepimiz bu 5 sevgi dilinden bir ya da ikisini ağırlıklı kullanıyoruz, bazılarını ise pek kullanmayı tercih etmiyoruz. En önemli nokta ise, gösterdiğimiz sevgi dilinde karşılık bekliyor ve bunu bulamadığımızda karşı tarafın artık bizi sevmediğini düşünüyoruz. İyi gitmeyen ilişkilere ölümcül darbeler de buralardan geliyor.

Koçluk çalışmalarımda danışanlarımdan sıklıkla duyduğum diyalogları örnek gösterebilirim;

Kadın diyor ki “sen beni sevmiyorsun artık! beni sevdiğini en son ne zaman söyledin!”
Erkek diyor ki “seni sevmesem o kadar hediye alır mıyım!, nankörsün Sen…”
Kadın diyor ki” ben de yorgunum ama gelip sana yemek yapıyorum bir kez olsun eline sağlık bile demiyorsun, saçımı süpürge ettim, niye uğraşıyorum ki!“
Erkek diyor ki “ben senin yüzünden arkadaşlarımla buluşmayı kestim, tüm zamanımı seninle geçiriyorum, halen ne bekliyorsun!”

Mutlu olmak veya mutluluklarını devam ettirmek isteyenler için kişisel farkındalık çalışmasında destek olacağını düşündüğüm birkaç soruyu paylaşmak isterim.

1-5 sevgi dilini kullanım sıklığınıza göre sıralayınız. 1. sırada en sık, 5. sırada en az kullandığınız yer alsın.
2-Her birinin sizin için önem derecesini 10 üzerinden tek tek puanlayınız.
3-Şimdi de, sevgi dillerinden hangisinin size gösterilmesi beklersiniz? sorusuna cevap olacak şekilde bu 5’ liyi ayrı bir listede sıralayınız.
4-Şu ana kadar yaptığınız bu çalışmalar Size ne söylüyor?
5-Diğerlerinin Sizin sevgi dilinizi fark etmesi için neler yapabilirsiniz?

Eğer bir ilişkiniz varsa;

1-Eşinizin sevgi dili sıralaması nasıl olurdu?
2-Siz 10 üzerinden kaç seviyesinde bunları destekliyorsunuz?
3-Ortak sevgi diliniz hangisi?
4-Ortak sevgi diliniz sizin listenizde kaçıncı sırada yer alıyor, eşinizin listesinde kaçıncı sırada yer alıyor?
5-İlişkinizi sağlamlaştırmak için ortak sevgi dilinizi nasıl güçlendirebilirsiniz?

Bu çalışmayı eşinizle birlikte yapabilir ve birlikte ortak neler yapabileceğinizi konuşarak güzel bir haftasonu farkındalığı yaşayabilirsiniz.

Sorularınızı bana maille her zaman iletebilirsiniz.

Sevgi, yolunuzu aydınlatan ışığınız olmaya devam etsin, herkese sevdiklerle geçen nice güzel günler dilerim.

Meral Dal
Profesyonel Koç
Gelişim Gezginleri Grup

www.gelisimgezginleri.com

Not: Sevgi dilinizin sıralamasını http://www.5lovelanguages.com/ sitesinden online olarak da yapabilirsiniz.

26 Mayıs 2015 Salı

ZEBRALAR NEDEN ÜLSER OLMAZ?

"ZEBRALAR NEDEN ÜLSER OLMAZ?"


    Stanford Üniversitesi Profesörü Robert Sapolsky’den 
“Why Zebras Don’t Get Ulcers?” yani “Zebralar Neden 
Ülser Olmaz?” Sapolsky kitabında neden zebraların değil 
de insanların ülser olduğu sorusunu çağımızın problemi 
stresi irdeleyerek cevaplıyor, hem de bunu oldukça 
eğlenceli bir üslupla yapıyor. Sapolsky araştırmalarına ve 
hayvanlar üzerindeki uzun gözlemlerine dayanarak bize 
düşmanımızı yakından tanıma imkanı sunuyor.
    Peki Sapolsky’e göre Zebralar neden ülser olmaz? Bir 
Zebra için stres bir aslanla karşılaştığında baslar ve 
zebranın vücudunda aslandan kaçmasına yardımcı olacak 
her mekanizma aniden devreye girer. 

Sapolsky’nin kitabında detaylı olarak açıkladığı bu 
mekanizmalar en temelde vücudun sindirim, yenilenme, üreme gibi işlevlerine ara 
vererek tüm enerjisini kaçma eylemine yönlendirmesine olanak verir. 
Sonuçta zebra ya yakalanır ya da kurtulur ve stresin tüm semptomları yok olur. 

Zebra aslanın karşısına bir daha çıkabileceğini düşünmeden gayet rahat bir şekilde 
günlük hayatına devam eder. 
Sapolsky’e göre bizler de strese karşı zebralarla aynı tepkiyi veriyoruz fakat bir farkla- 
stres bizim hayatlarımızda uzun süreli hatta kalıcı bir etken. Zaman içinde stresin 
tetiklediği bu mekanizmalar ülserden kalp rahatsızlıklarına, depresyondan kansere 
kadar uzanan rahatsızlıklara neden olabiliyor. 

Peki Sizler stres yönetiminde nasılsınız?
Stresinizi 360 derece masaya yatırmaya ne dersiniz? 
Stresle başa çıkmada 10 üzerinden kendinize kaç puan veriyorsunuz?
Size kendinizi geliştirmeniz için birkaç ipucu;

Sizi strese sokan/öfkelendiren durumların listesini çıkartıp inceleyiniz?
* Hangileri değerlerinize dokunduğu için etkilenmişsiniz?
* Hangileri altta yatan korkularınızı tetikliyor?
* Hangileri size kaptırılmış inançlardan kaynaklanıyor?
* Hangileri Sizin egonuzdan kaynaklanıyor?
* Tüm bunların Sizi etkilemesine kim izin veriyor?

Stres yaşamayan/öfkelenmeyen Siz eğer strese düşmezse veya öfkelenmezse 
kim olacağını düşünüyor? 
Bunun Sizin için anlamı ne?

Şimdi neyi seçiyorsunuz?

Seçim Sizin! 
Stresli bir yaşam yaşayıp en sonunda mutsuz, öfkeli ve hasta mı olmak istersiniz?
ya da 
Sizi strese sokan veya öfkelendiren şeyleri kendinizi tanımak, anlamak hatta 
diğerlerini de geliştirmek için bir fırsata dönüştürmeyi mi?

Sevgide kalın, görüşmek üzere,

Meral Dal
Liderlik Koçu
Gelişim Gezginleri Grup



29 Ocak 2015 Perşembe

ZAYIF YÖNLERİNİZİ RAHAT BIRAKIN ARTIK !

Günümüz iş dünyası uzun süredir bir kavramla ilgileniyor; “ Potansiyelin Performansa Dönüşümü ”

Yetkinlikler, iş tanımları, kişilik ölçümleri, performans süreçleri, swot analizi, kpı ‘lar, bencmark’ lar…

Malum hepimizin kendine özel yetenekleri var, güçlü ve zayıf yönlerimiz birbirimizden farklı.

Firmaların gelişim süreçlerini incelediğimizde çalışanların var olan potansiyellerini iş hayatına transfer etmekte farklı nedenlerle sorunlar yaşadığını, çoğu şirketin bu sorunları çözmeye çalışırken önce zayıf yönleri geliştirmeye dönük yapı ve süreçleri uyguladıklarını görüyoruz. 

Zayıf yönleri geliştirmeye dönük geri bildirimlerin, 1 veya 2 günlük düzenlenen eğitimlerin iş performansını sihirli bir dokunuş gibi hemen arttıracağı hayali yaygın.   

Ağırlıklı zayıf yönlerin gelişimine odaklı eğitimler veya benzer yaklaşımlar istenilen değişimi gerçekleştiriyor mu? sorusunun cevabı kocaman bir “hayır” ile boşa geçen zaman ve harcanan bütçe olduğudur. 
Yapılması gereken nedir? 
Öncelikle bireysel / kurumsal olarak geçmişte veya şu an başarılı olmanızı sağlayan güçlü yanlarınızı fark etmeniz, performans artışında sizi nasıl destekleyeceğinizi bulmanız ve bu yönlerinizi geliştirmeniz gerekli.
Sonra güncellenen bu güçlü yanlarınızı da kullanıp zayıf yanlarınızı nasıl geliştireceğinizi planlayarak potansiyelinizi iş performansına etkili bir biçimde dönüştürebilirsiniz.

Güçlü yanlarımız zaten güçlü neden geliştirelim? diye düşünebilirsiniz.
İşte size cevabı bulmanızda birkaç ipucu yakalayacağınız sorular;
ü  Size göre güçlü yönlerinizin neler?
ü  Güçlü yönleriniz iş hayatında size nasıl destek oluyor? Sizi sınırladığı yerler nereler?
ü  Nasıl başarısız oluyorsunuz?
ü  Başarısız olduğunuzda güçlü yanlarınız ne kadar işin içindeydi?
ü  Gölgede kalan güçlü yönleriniz neler?

Sözün özü; öncelikle zayıf yanlarınıza odaklanarak istenilen şekilde ilerleme kaydedemediğiniz için moralinizi bozmayın ve zamanınızı boşa harcamayın. Güçlü yanlarınızı fark etmeyi ve geliştirmeyi gelişim planınızda en üst sıraya alın, eyleme geçin, daha da güçlendirin, sonra zayıf yönlerinizle çalışmaya başlayın ve onları geliştirin, farkındalıklarla yükselen moralinizle sürecinizi yönetmeye devam edin.

Bunun nasıl yapılacağı ile ilgili daha detaylı bilgi için, potansiyellerinizi tespit edebileceğiniz envanterlerimize katılabilir, yazılarımızı takip edebilirsiniz.

Sevgilerimle.
Meral Dal
Kurucu, Eğitmen, Profesyonel Koç
Gelişim Gezginleri Grup

3 Ocak 2015 Cumartesi

MUTLULUĞUN YOL HARİTASI

Yeni bir araba, yeni elbiseler, özellikle bayanlar için yeni bir çift ayakkabı veya çanta,  güzel bir yemek, bir dilim pasta vb. çoğumuz için mutluluk kaynağıdır. Bu etkiyle bir süre gülen yüzlerle ortalıkta dolaşırız. Ne yazık ki bu neşe zamanla azalır ve biz yine mutlu olmadığımızı fark ederiz. Aynı mutluluğu yakalamak için bazılarımız sürekli bir şeyler satın alır ve sonunda alışveriş hastası olur, bazılarımız sürekli tatlı yer, bazılarımız alkol veya sigaraya sığınır…

Soru : “ Mutluluk sürdürülebilir mi?”

Sizlere desem ki yukarıda yaşadıklarımız “mutluluk değil” ve işte bu yüzden mutluluğu yanlış yerde arıyoruz.
Mutluluğu anlamak için önce doğru tanımlamak ve benzerlerinden ayrıştırmak gerekiyor.
Mutluluk kaynağı sandığımız çoğu şeyin adı mutluluk değil, “haz” ve biz ikisini aynı şeyler zannedebiliyoruz.
Hazzı yaşamak yanlış değil elbette, aksine bizi yaşamda eğlendiren konular ama asıl mesele başka.
Haz ve keyif, 5 duyumuzla yaşadıklarımız, dışımızdaki şeylerden kaynaklanıyor ve geçici.
Mutluluğun kökü ise içimizden yani bizden kaynaklanıyor ve kalıcı.
Mutluluk bir karar, mutluluk bir bakış açısı, mutluluk bir paradigma.
İşte bu bakış açılarıyla baktığımızda aradığımız şu soruların da cevabına ulaşıyoruz.
Dış dünyalarında hazzı körükleyecek şeylere sahip olmayan ancak mutlu olan birçok insan var. Sizce bu imkânsızlıklarla bunu nasıl sağlıyorlar?
Bir de zenginliğe, ihtişama ve birçok keyif aracına sahipken mutsuz olan insanlar. Sizce bu imkânlarla bunu nasıl başarıyorlar?
Dış dünyamızda gerçekleşen birçok şeyi kontrol edemiyoruz. Dışarıdaki hayatın ancak küçük bir kısmına müdahale edebiliyoruz. İç dünyamızın kontrolü ise tamamen bizde.  Seçimlerimiz kendi yaşamımızı şekillendiriyor”. Her şeyin başlangıcı biziz.

                                                   Mutlu olmak bir tercihtir.

Mutlu olmayı tercih edelim.

Mutlu olmayı bir yaşam felsefesi haline getirdiğinizde zamanla göreceksiniz ki önce kendi hayatınız ve sizden dolayı etrafınızdaki insanların hayatı da değişecek ve güzelleşecek.

Peki kendi mutluluğumuza nasıl ulaşacağız?
Mutluluğu bulmanız için önce kendinizi fark etmeniz, kendinizi tanımanız, sizi siz yapan şeyleri anlamanız, mutluluğa verdiğiniz anlamı bulup onu şekillendirmeniz, en önemlisi yaşam amacınızı bulmanız ve yaşamınızın lideri olmanız çok önemli.

Yaşamda savrulmak yerine yaşamı farkına vararak yaşamanız gerekiyor.

Bunun için geçerli bir öneri; işinde uzman bir koçla bir süre çalışmanız kendinizi keşfetmeye giden yolda yol haritanızı belirlemeniz ve doğru soruları sormanız açısından çok faydalı olacaktır.

2015 ‘te hedeflediğiniz hayatı yaşamanız ve yaşamda sizi gerçekten mutlu eden şeyleri keşfetmeniz dileğiyle.

Sevgi yolunuzdaki ışığınız olsun…

Görüşmek üzere,

Meral DAL
Kurucu, Liderlik Koçu, Eğitmen
Gelişim Gezginleri Grup
Eğitim, Koçluk, Danışmanlık